Derinlerden gelen alarm zilleri: Okyanusların sesi bize ne anlatıyor?

Bilim dünyası şu günlerde okyanusların dibinden gelen seslerdeki artışların nedenini tartışıyor. Suyun altındaki büyük bir kısmı henüz keşfedilmemiş milyonlarca türün çıkardığı sesleri dinleyen bilim insanları aşırı avlanma, iklim değişikliği, kimyasal ve evsel atıklar nedeniyle su altı yaşamının alarm verdiğini düşünüyor.

Dünya yüzeyinin neredeyse üçte ikisini kaplayan deniz ekosisteminin soluduğumuz havadan yediğimiz yiyeceklere, hava ve iklim modellerine kadar pek çok alanı etkilediğini anımsatan uzmanlar, okyanus yaşamı hakkında bilgilerimizin de çok sınırlı olduğunu belirtiyor.

Öyle ki, bilim insanları okyanusta yaşayan türlerin sadece yüzde 10’unun keşfedildiğini, tahminlere göre yaklaşık 2 milyon türün ise henüz bilinmediğini söylüyor.

Son yıllarda yaşanan iklim değişikliğinin okyanuslara olan etkisini araştıran bilim insanları, yeni teknolojilerle donatılmış dinleme cihazlarıyla okyanusun derinliklerindeki seslere kulak kabartmaya başladı.

Bilinen deniz türlerinin ses kayıtları, iklim değişikliği ve diğer insan etkileri nedeniyle okyanus ekosistemlerindeki değişiklikleri izlemelerine yardımcı oluyor. Peki denizlerdeki durum ne? Okyanusun sesini dinleyen uzmanlar yanıtlıyor…

BAZI BÖLGELER GİDEREK SESSİZLEŞİYOR

BBC Future Planet’te yayımlanan habere göre, bugün denizlerde bilim insanları tarafından bilinen yaklaşık 250 bin deniz canlısı türü yaşıyor. Bu türlerin çoğu da gerek avlanmak gerek kendini savunmak gerekse de çiftleşmek için farklı sesler çıkarıyor. Balinalar, yunuslar ve foklar ise milyonlarca yıl süren evrim sürecinde yönlerini bulmak ve iletişim kurmak için farklı ses dalgalarını denizin derinliklerine gönderiyor.

Hidrofon adı verilen ve su altındaki hareketlerin yaymış olduğu titreşim ve ses dalgalarını algılayarak düşük voltajda elektrik akımına dönüştüren su altı mikrofonları yardımıyla, denizlerin derinliklerindeki yaşamı dinleyen uzmanlar, deniz ekosisteminin modellemesini, canlıların hareketlerini ve çevresel değişikliklere gösterdikleri tepkileri inceliyor.

Fakat son yıllarda, su altı yaşamının canlı olduğu bölgelerin giderek sessizleştiği görülüyor. Uzmanlar çevresel krizin yarattığı sorunla başa çıkmak için çareler geliştirirken, su altı ses kayıtlarının canlılığı yeniden artırabileceği fikri üzerine önemli tartışmalar yapılıyor. 

HAYALET KASABAYA DÖNÜŞTÜ

Yakın zamanda yapılan araştırmalar, sağlıklı bir okyanus habitatından elde edilen seslerinin, sağlıksız deniz ekosistemlerini iyileştirmede önemli bir araç olabileceğini ortaya koydu. Zira büyük şehirler nasıl insanları çekiyorsa, deniz canlılarının da yaşam çeşitliliği olan bölgelere yerleşiyor.

İklim krizi ve çevresel kirlilik nedeniyle doğal alanlarını terk eden deniz canlıları, canlı ve yüksek sesli havzaları kendilerine yuva yapmak için göç ediyor.

Okyanusun ses haritalarını çıkartan bir grup deniz biyoloğu, bir zamanlar canlılıkla dolu olan Büyük Bariyer Resifi’ni düzenli olarak ziyaret ediyordu. Ancak 2016 yılında, haftalarca süren bir sıcak hava dalgası, bu mercan adasının büyük kısmının yok olmasına neden oldu.

İngiltere Bristol Üniversitesi’nde deniz biyolojisi ve küresel iklim değişikliği çalışmaları yürüten Steve Simpson, meydana gelen küresel sıcaklık artışı sonrası, resifin seslerinin önemli ölçüde azaldığını söyledi ve ekledi:

“Sessizliğin artması bir süre sonra resiflerin ‘hayalet kasabaya’ dönüşmesine yol açtı. Etrafta yüzerken ara sıra desenli balıkları net bir şekilde seçebildik. Daha önce rengarenk bir dünyada kamufle olabiliyorlardı ama şimdi sadece onlar kaldı.”

SESLERİ KULLANARAK BALIKLARI YENİDEN RESİFLERE ÇEKTİLER

Simpson’ın ekibi, Lizard Adası’nda oldukça yaratıcı bir projeye imza atarak çoraklaşan ve sessizleşen resiflerdeki çeşitliliği artırmak için daha önceki yıllarda kaydettikleri sesleri kullanmayı denedi.

Öncelikle balıklar için daha fazla barınak sağlamak için bazı kırık resifleri yan yana getirerek birleştiren ardından da eski sesleri kullanan araştırma ekibi, geri dönüşlerle bölgedeki balık sayısının yüzde 200’den fazla arttığını gördü.

Simpson, “Topladığımız seslerin bölgeleri yeniden canlandırmak için kullanılabilecek en kullanışlı araçlar olabileceğini düşünmeye başladık” ifadesini kullandı.

Projenin başarısı sonrasında deniz biyologlarının binlerce sualtı mikrofonuyla denizin derinliklerinden kayıtlar topladığını söyleyen Simpson, bu yıl ilk kez bu ses kayıtlarının bir araya getirildiğini söyledi.

 İÇGÜDÜSEL OLARAK EVLERİNE GERİ DÖNÜYORLAR

Geçtiğimiz aylarda dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları Dünya Okyanusları Pasif Akustik İzleme Günü kapsamında ses kayıtlarını ortak bir platformda topladı. 250’den fazla bölgeden gelen ses kayıtlarıyla küresel anlık görüntü elde edildi.

Simpson, okyanusu ilk kez dinlemeye başladığından bu yana geçen on yıllık zaman zarfında, su altı canlılarının yönlerini bulmak için Güneş ve Ay’ı kullandıklarını, koku ve manyetizmayı da göç yollarında kullandıklarını keşfettiklerini söyledi.  

Mercan resiflerindeki balıklarının yaşam döngüsünü araştırmaya 25 yıl önce başlamış olan Simpson, “Yola çıktığımda ne kadar kendimden emin olsam da zaman içinde bilmediğim çok şeyin olduğu ortaya çıktı” dedi ve ekledi:

“Örneğin mercan resiflerinde yaşayan balıkların büyük bölümü, okyanus açıklarında yumurta ve larva üretiyor. Yumurtadan çıkan bebekler doğal yaşam alanları olan resiflere geri dönüş yolunu içgüdüsel olarak buluyor. Ama bu nasıl oluyor? Nasıl bir içgüdü onların resife geri dönmelerini ve orayı evleri haline getirmelerini sağlıyor? Zira bu üç haftalık bir yavru için biraz büyük bir yolculuk.”

‘BİRBİRLERİYLE YAPTIKLARI KAVGALARI DİNLİYORUZ’

Bilim insanları dinledikleri sesler üzerinden belirli türlerin davranış kalıplarının resmini de çıkarıyor.

“Resifleri dinleyerek onların dilini çözmeye başlayabileceğimizi fark ettik” diyen Simpson, “Birbirleriyle yaptıkları kavgalarda, eşlerini cezbetmek için çıkardıkları seslerde ve yavrularını beslemek için kullandıkları akustik dili çözme noktasında çalışmalarımız devam ediyor” ifadesini kullandı.

Hawaii Deniz Biyolojisi Enstitüsü’nde doktora öğrencisi olan Annie Innes-Gold, Hawaii çevresindeki denizlerden akustik ses kayıtları topluyor. Elde ettikleri kayıtları çevresel etkinlerle karşılaştıran Innes-Gold, sıcaklık değişiklikleri ve besin dalgalanmaları gibi çevresel değişkenlerin deniz çayırlarını ve balık popülasyonlarını nasıl etkilediğini araştırıyor.

Innes-Gold bunu yapmak için Büyük Okyanus’ta, Hawaii’nin bir adası olan Oahu’daki Kāne’ohe Körfezi’nde kül bloklarından oluşan üç yapay resif inşa etti. Yaşanan iklim değişikliklerinin resiflere olan etkilerini inceleyen Innes-Gold, hidrofonlarla toplanan sesleri yapay zekâya aktarıyor.

“Hidrofonları bir ay boyunca suda bırakıyorum ve tüm bu süre boyunca sesleri kaydediyor” diyen deniz biyoloğu, “Topladığım verileri sisteme yüklüyorum ve yapay zekânın da yardımıyla toplanan verileri inceleme fırsatı yakalıyorum. Fiziksel olarak orada olmadan böyle bir çalışma yürütmenin en büyük faydası, daha fazla veriyi analiz etme fırsatı yaratıyor olması” ifadesini kullandı.

‘YAPAY ZEKÂ İLE SESLERİN KİME AİT OLDUĞUNU ANLIK OLARAK ANLAYACAĞIZ’

Su altı sesleri kataloğu büyüdükçe, bilim insanları belirli bir ekosistemin restorasyon çabalarını güçlendirecek sesleri bile öğreniyor. Simpson, “Buna ‘Reef DJ’ diyoruz, burada doğru parçaları nasıl bir araya getirebileceğimizi öğreniyoruz. Bu sayede, restorasyon çalışmalarında hangi balıkları bölgeye davet edebileceğimizi öğrenmiş oluyoruz” dedi.

Ancak süreç çok fazla deneme yanılma içeriyor. Öyle ki, bilim insanları sesler yardımıyla bazı türleri çekerken diğerlerini kaçırmaktan korkuyor. İki karşıt türün bölgeye çağırılmasının yaratacağı sorunlar üzerine yoğunlaşan bilim insanları, örneğin larval istiridyeleri çeken bir sesin aynı zamanda yırtıcıları da çekebileceğini düşünüyor.

Ne var ki yapay zekâdaki gelişmeler sayesinde, araştırmacılar artık bu büyüyen ses kataloğunu çok daha rahat idare edebiliyor.

Simpson, “Şu anda Londra’da yapay zekâ algoritmaları ve makine öğrenmesi algoritmaları geliştiriyoruz. Bu sayede okyanusu gerçek zamanlı dinleyecek ve hangi sesin hangi canlıya ait olduğunu anında tespit edebileceğiz” ifadesini kullandı.

‘İNSAN DAVRANIŞLARI DEĞİŞTİĞİNDE NELERİN YAŞANABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUZ’

Yapılan araştırmalarda bilim insanlarını en çok heyecanlandıran keşiflerin başında, daha önce türü keşfedilmemiş canlıların seslerinin de kayıt altına alınması var.

Kayıtlardaki tüm sesleri ayıran deniz akustiği analisti Jill Munger, gizemli canlılara ait olan sesleri özel olarak arşivliyor. Innes-Gold’un kayıtlarının çoğunda gizemli türlere ait önemli önemli ipuçları bulunuyor. Akustik araştırmalarda en ciddi sorunun bilinmeyen seslerin tasnif edilmesi olduğunu belirten Munger, sorunun bilgi paylaşımı sayesinde çözüme ulaştırıldığını söylüyor.

Innes-Gold tarafından toplanan ve yakın zamanda erişime açılacak olan Küresel Sualtı Biyolojik Sesleri Kütüphanesi, dünyanın dört bir yanından gelen kayıtları bir araya getirecek çevrimiçi bir platform olacak.

Uzmanların son yıllarda üzerinde durduğu bir diğer problem, insan kaynaklı gürültünün gezegenin her yerini kaplaması. Öyle ki bu yüksek ses nedeniyle, sualtı seslerini duymak da giderek zorlaşıyor. Ekosistemin uçurumun kenarından durduğunu söyleyen Simpson, umutlu olmayı sürdürüyor ve ekliyor:

“İnsanlar davranışlarını değiştirdiğinde ne olduğunu duyduk. yaşam alanlarını yeniden kurduğumuzda ne olduğunu duyduk. Korkmamıza gerek olmayan bir geleceğin kesitlerini duyduk.”

BBC Future Planet’te yayımlanan “The people eavesdropping on the ocean” ve Washington Post’ta yayımlanan “Sounds of a healthy ocean can bring degraded marine ecosystems back to life” başlıklı yazılardan derlenmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir